7 Kasım 2009 Cumartesi

SAHİP OL / SAHİP ÇIK !






                                         "Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma,

                              Başkasına yapılmasını istemediğin bir şeyi kendine yapma/yaptırtma !

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

10 Ekim 2009 Cumartesi


4 kişilik bir ekibiz. En azından ben öyle sanıyorum. Proglamlama sürecindeydik bugün. Konuşulanlara eksik kalınan yerlerde katılıyorum. Uygun olan kararlara başımı sallıyorum ya da "hı hı" ile destekliyorum. Bu süreçteki heyecen kalmadı belki de.


Herneyse. 3 kişi masada oturuyoruz. Bayan N. yanımıza geliyor ve 3 kahve söylüyor büfeden bizim masaya. Gelen kahvelerden birini kendi yudumluyor. Geriye iki kahve ve 3 kişi kalıyoruz. Bir süre hiçbirimiz kahvelere dokunmadık. Ben kahve içmeyi sütlü olmazsa sevmem. Gelenler de oyleydi. Kahvelerin birini sağ tarafımdaki, diğerini karşımdaki arkadaşın önüne koyuyorum.


Bilinçaltı olaylarını bilirsiniz, içimizden birinin varlığı hissedilmemiş olabilir orada Bayan N. tarafından. Bayan N. 'nin dalgınlığına geldiğini düşünmeyi istiyorum.


Herkese değer verdiğini hissettirmeli insan, içinde bulunduğu çemberdeki herkese...
Not: Resim photo.net ten alınmıştır.

Yeni Bir Dönem...


Yeni bir döneme girmeye karar verdim blog. Bundan sonra seni, günün sonunda bende kalanlarla, bende kalan en yoğun duygularla, düşüncelerle, yeni farkındalıklarla süslemek istedim. Ne dersin?

Deneyebiliriz değil mi?

27 Haziran 2009 Cumartesi

Alıntı-Sığıntı


"Benim hiçbir şeyim orjinal değil.
Ben bildiğim tüm insanların ortak çabasıyım."
-------------------------------------------------------------------------------------------------

25 Haziran 2009 Perşembe

Alıntı-Sığıntı

"İyi bir kariyere sahip olmak için
günleri harcamam gerekecekse, pencerenin önünde sızmayı
tercih ederim."
-------------------------------------------------------------------------------------------

20 Haziran 2009 Cumartesi

Son zamanlarda odamı dolduran en güzel seslerden birisi. Paylaşmak istedim. Mamak Khadem "Varan/Rain"

13 Haziran 2009 Cumartesi

"(...) Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, diriltiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanına ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum. "

7 Haziran 2009 Pazar

Özgürlüğün Resmi


"Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.

Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.

Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.
Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?"

Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :

"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri..."


Fonda "Alla Levonyan - Msho Geter" parçası çalıyordu. E maillerime bakıyordum. "Özgürlük" başlıklı bir e mail gördüm kutuda. Önce resimi gördüm açılınca sayfa. Sanki aşağıda yazılanlar duygularımla okundu bu sefer, gözlerim ikinci plandaydı.
Hep küçük kalın, hep kirlenmemiş, hep sevgi dolu, hep siz...
Teşekkürler küçük kız.
.

4 Haziran 2009 Perşembe

SansüreSansür

“Sansür, bir toplumun kendine olan güvensizliğini yansıtır ve otoriter rejimlerin belirgin bir özelliğidir. Potter Stewart http://www.sansuresansur.org

Zarif Kıvrımlar (Gracious Curves)


"Biz kadınlar bedenimizi evimiz olarak değil bize dayatılan ve çepeçevre sarıldığımız ‘mükemmel kadın bedeni’ imgesinin esiri olarak yaşamaya başladık. Artık sağlıklı ve işlevlerini yapabilen bir beden bize yetmiyor..."

26 Mayıs 2009 Salı

CAMUS'YE BİR MERHABA


Dünya, insan, saçma, doğa, başkaldırı, yaşam, anne, adalet ve ölüm. Sadece insanla var olan dünyanın üzerinde yaşam savaşı veren insanın gücü ve güçsüzlüğü... Saçmalığı ve başkaldırışı...

Akılla biçimlendirilmeye çalışılan ama duyguların asla yadsınamayacağı gerçeğiyle yüz yüze kalan bir ahlak.

Bireyin kendi gücünü, mutluluğunu yaşadığı toplumun sorunlarının koşutluğu içinde sımsıkı yaşarken ötesi düşünülemeyen ve bilinemeyen bir öte dünyaya göçüş süreci. Bu süreci yaşarken özgürlüğün, adaletin dayanağı olan tek kavram ve yaşam: SEVGİ. Hiçbir beklentisi olmayan sadece şefkatle sarıp sarmalanmış bir sevgi. Ve bu sevgi içinde 'sahip olma'yı barındırmayan bir sevgi ki o bir sevgi olabilsin. Aksi halde 'sevgi' sevileni kısırlaştırarak 'sevgi'ye ihanet etmiş olmakta...

Öncelik denizi sevmekte çünkü o özgürlük. Güneş çünkü o ölüm. Anne çünkü o yaşamın ta kendisi.

Dünyaya bağlılık, 'insan'la var olan dünyaya hayır derken evet diyen ve sadece başkaldırmayı özgürlük sayan ve var olmasının koşulu sayan insan ve bilinmezi sınırlı aklıyla arayan, sorgulayan ve saçmalayan insan…

Sorun, insan ve yaşam. İçinde yaşadığı koşulların kendisini biçimlemesine izin veren ve kadere teslim olan insan, gün geliyor isyan ediyor. İnsan, yadsımayla isyan etmenin kolaylığı içinde aslında bir açmazın içine düşüyor ve düşünce de çığlık çığlığa sığınacak, tutunacak bir dal bulmaya çabalıyor. Çünkü bu insanın özü.

İnsan sevmek ve sevilmek istiyor. Adalet istiyor. Özgürlük istiyor ve insan yapayalnızlığı ile yüz yüze geliyor.

Yalnızlığının içinde yok olmaktan korkan insan, kendine değerler yaratmak zorunda kalıyor ve bir gün bu değerlerin esiri oluyor. Sonra da kendi kendisinin kuşattığı değerlerine isyan ederek özgürlük çığırtkanlığına başlıyor ama insan yalnızlığı hiç mi hiç sevmiyor.

Yaşadığı toplumun değerleriyle barışık yaşamanın bir düzen, bir huzur getirmesine karşın, içinde ruhunda kopan fırtınalara da dur demekte zorlanıyor ve insan bir saçma'nın ortasında buluyor kendini.

Her şey yolunda giderken birdenbire bir sorunla karşılaşınca -veba- sorunsuzluğunun sorun olduğunun ayırdına varıp, yaşama sevincinin değerinin ne olduğunu anlıyor ve yaşama 'merhaba' diyerek üretmeye başlıyor.

İnsan dünya nimetlerinin içine gark olduğu anda, yoksulluğunun aslında ne büyük bir zenginlik olduğunu anladığında, geriye dönüşü olmayan bir savaşın içinde buluyor kendini.

Özünü, var-olmanın koşulunu unutan insana yaşamı anımsatan savaşlar, politikacıların elinde bir oyuna dönüşüyor ve bir sürü insan ziyan olup gidiyor. Tüm bunlar olup biterken de kahramanlar doğuyor dünyamıza. Oysa kahramanlık nerede başlıyor, nerede bitiyor? Bu da o denli önemli mi yaşam ile ölüm arasındaki süreci tamamlarken?
Yok olmanın, ölmenin kolaylığı yanında yaşamanın gücü yeğlenmelidir, her şeye rağmen…

Bilemediğimiz fizikötesi sorularla -bir rezalet üzerinde- yoğunlaşmak yerine, bu dünyada anlamlı bir insan olmanın koşullarını gerçekleştirmeye çalışıp, adalet kavramını doğa ve insan arasındaki bir köprü, bir barış gibi algılayarak yaşamayı ve ölmeyi bilmek, insanın en önemli başarısı olacaktır.

Söz konusu 'insan' olsa da, sorunsalımız 'insanlık' olacak kadar büyümeli ve olgunlaşmalı. Oysa biz insana dönerken insanlığı, insanlığı irdelerken de insanı unutmuyor muyuz? Koskoca bir kısır döngü yaratan insan yok ediyor. Yok etmenin kolaylığı ile yaratmanın sancısı iç içe. Oysa hedef, tek insanın ve toplumun barışı, mutluluğu.

Madem dünyadayız ve yaşıyoruz, bu umutsuzluk niye? İnsanın başaracağı tek gerçek: Yaşamak. Yaşayarak meydan okuma ve özgür olma ve yaşamın anlam kazanması. Ve dünyayı, ondan hiçbir şey beklemeden severek mutlu olunması. Öyleyse yaşamdan vazgeçmek niye? Ne denli anlamsız gelirse gelsin, anlamsız olduğunun belirlenmesinin bile bir anlam yüklediğini unutmak niye? Yaşamak aslında başlı başına bir değer. İnsan, en koyu umutsuzluğun içinde bile umutsuzluğunu aşmaya çalışıyorsa, ölmeyi yeğlemiyorsa, yaşam o insan için anlamını koruyor demektir. Ve insanın yapabileceği -en doğrusu- de yaşam ötesini -bilemeyeceği için- sorgulamadan yaşamayı becermesidir.

Ölümsüzlüğün ve kahramanlığın peşinde koşacağına, insan elindekinin, olanaklı olanın tüketilmesine, değerlendirilmesine yönelse ve bunu yaparken de başka türden yaratmalara girişse; bu gerekmekte.
Böyle bir yaratma başkaldırmadır ve bu başkaldırış tüm insanlık adınadır. Bir zorbalık değil bir güçtür. Var olmanın koşuludur.

İnsanı Tanrının yerine koymak aptallık. Zira yaşamayı ve ölmeyi öğrenen insanın Tanrı olmaya gereksinimi olmaz. İnsanın Tanrıya ya da kilise gibi bir yetkeye ihtiyacı yok. Dünyaya, insana, yaşama duyulan sevgi ve saygı, doğa ile insan arasında kurulan adalet köprüsü yeterli.
Hedefi mutluluk olan insan, dünyayı ondan hiçbir şey beklemeden sevmeyi becermelidir.

27 Nisan 2009 Pazartesi

V


Şu (V) işareti…
Roma Zafer Tanrıçası Victorya’nın baş harfini ve kelimenin İngiliz dilindeki karşılığı olan Zafer’i simgeler…

2. Dünya Savaşında hareketi bolca yapan İngiliz Devlet adamı Churchıll’le zafer işareti, adeta tavan yapar ve Churchıll ile özdeşleyen purosu üzerinde bile ciddi imaj zedelenmesi yaratır.

İşaretin orijinal hali fotoğraftaki gibidir, iki parmakla V işareti.
Amerika Birleşik Devleri Başkanı Bush ise, iki parmağı az görür ve yaptığı ekleme ile parmak sayısını üçe çıkartıverir.

Ama, bu katkı Başkanın ülkesinde yüz de sürüm de görmez.
İşte, Başkanın Georgia Eyaleti’nde, ayan beyan klasik V işareti ve sıkı bir zafer coşkusu.
Ya da, kolun, elin ve iki parmağın kulaklarımıza dek uzanması muhtemel zafer narası…

Nasıl dönüşmesin ki bir naraya?
“Adamı ipten alan” zaferin işareti bu.

İnfazına birkaç saat kala, ertelenen, üstelik Yüksek Mahkeme tarafından ele alınması kararlaştırılan İdam Mahkumu bir tanıdığınız olsaydı sizin de parmaklarınız böyle çığlık atmaz mıydı ?

- Vıctory !!!


http://nkadirioglu.blogspot.com dan alıntıdır.

Şehir



bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin
bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.

yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
bu şehir arkandan gelecektir.
sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
başka bir şey umma-
ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

KAVAFİS

26 Nisan 2009 Pazar

Jose Saramago

"Hayatımda aldığım en büyük ödül karım Pilar'dır. İşin aslına bakılırsa, en büyük devrim aşktır."