2 Haziran 2010 Çarşamba

DAĞLARINA BAHAR GELMİŞ MEMLEKETİMİN



Hatırlıyorum...Onunla ilk kez, abimin üniversiteden dönerken getirdiği kitapları karıştırmakla meşgulken tanıştım. Büyük bir zevkti bu iş benim için çünkü o zamanlar farklı dünyalara yolculuk etmek hiç bu kadar kolay ve ucuz değildi. Bu sefer “ay karanlık” bir gecede çıkmıştım yola. Yangın mavisi bir ışık aydınlattıkça sayfaları, “çıldırasıya seviyordum” o an akıp giden zamanları. Farklıydı... Şiir hiç bu kadar öfkeli değildi daha önce, hiç bu kadar çıplak...


"Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin."

24 Mayıs 2010 Pazartesi

“KIRDIM KADERİN BİLİNDİK AYNASINI”


                         
    Edebiyatın dili erkekti ilk zamanlar, kadın için ses olmayı başarmak kolay olmadı. Kürt Kadın Edebiyatı da son 20 yıldır sessizliğini kırmış durumda. Bu bağlamda İran, Irak, Suriye ve Türkiye'den beş Kürt kadın şairi “4 Ülkeden Kürt Kadın Şairler Buluşması”yla Diyarbakır'dan sonra İstanbul'daydı. Avesta yayınları tarafından hazırlanan “Şahmaran” projesi kapsamında kitapları yayımlanan Kürt kadın şairler Fatma Savcı, Gulîzer, Jana Seyda, Kejal Ahmed ve Nahîd Huseynî şiirlerini okurken, tiyatrocu Julide Kural ise şiirlerin Türkçe çevirisini sundu.
   “Şiir hayattı benim için” diyen Kerkük doğumlu Kejal Ahmed, “Kırdım kaderin bilindik aynasını/O çok zamandır boynu bükük kızların önünde durduğu” ile başlayan şiiriyle açtı perdeyi. Şiire başlamadan önce bir dönem siyasetin içinde olduğunu söyleyen Kejal Ahmed, “Herşeye rağmen kadın bir kere aşık olur. Benim gönlümde şiir var” diyordu. Jana Seyda Suriye doğumlu. Kadın ve erkeğin ayrılmaz bütünlüğünden, “Şahmaran” projesinin çıktığında özellikle erkeklerden saldırılar aldığından söz ettikten sonra, yerli ve yabancı birçok yazarın övgüyle bahsettiği İstanbul'da bir deniz göremediğini vurgulayan Seyda'nın “İstanbul Denizin Yok Senin” şiirinden bir alıntı:”Delirsin rüzgar/Yüzüne bayrak dikemediğimizde sessizdir rüzgar/Delirsin ve bağırsın gemilerin yüzüne/İstanbul'un denizi yok!!”. Kadın şairler için “Ancak onlar ağıt yakmak için değil, hüzünlerini bahar gibi giydirmek için sözün peşine düştüler” diyen Nusaybinli Fatma Savcı'yla İstanbul'dan bir solukta Mezopotamya'ya geçtik. Bu dizeler de bakışlarındaki o alçak gönüllülüğü ve sıcaklığı hâlâ unutamadığım Savcı'nın “Gönül Verme Ölüme” şiirinden: “Umut sürekli utanmaz bir aldatmaca/Bilmem, belki bir gün gelir hep beklediğimiz o aşk zamanı/Belki bizim takvimimizde de yazılır bir kez aşkın tarihi/Belki nar tanesi güzelliğindeki çocuklarımız, hayalin yumurtalarında esir kalmaz”... Diyarbakır doğumlu Gulîzer, Dicle Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümünden mezun. “Yürüyüşü usulca, gülüşü töreye uygun” dediği  Anadolu kadınının anatomisi, kimliksiz kadınların sesi şiiriyle başlayan Gulîzer, 10 yıldır şiir yazdığından, ailesinin ve çocukluğunda dinlediği masal ve hikayelerin etkisinden söz ediyordu “Kalem bana göre derin kuyulardan su içer. Bazen de mürekkebin göz yaşıdır. Kim hangi dilde ağlayabiliyorsa o dilde yazabilir” derken. Henüz 18 yaşındayken ilk şiirlerini yazmaya başlayan Nahîd Huseynî, İran'da eğitim dilinin Farsça olduğunu, çocukken evde Kürtçe konuştuğunu ama Kürtçe okuyup yazamadığını söylerken hiç de yabancı gelmiyordu söyledikleri. Türkiye'nin yakın tarihinde Kürtler'e uygulanan büyük haksızlıklar ve trajikomik uygulamalar ortada. 12 yıldır ciddi bir şekilde edebiyatla uğraştığını belirten Huseynî'nin tiyatro, dublaj, çeviri, çocuk şiirleri, hikaye gibi alanlarda da çalışmaları var. Julide Kural ile düetinde mırıldandığı “Herçen ekem”  o kadar büyülüydü ki neden şarkıcı olmadınız sorusuna  “Şiir ruhumu daha çok doldurdu” diyerek cevap veriyordu.
   Duyduğumuz sesler “ tarihi boyunca sürgüne ve kıyıma uğramış bir halktan, boz rengi gazların yüz binlerce insanı öldürdüğü topraklardan, yanmış ormanlardan, bir halkın zulmedilen, yasaklanmış dilinden” geliyordu. Bu dil ki tarihi boyunca maruz kaldığı tüm baskılara rağmen kendi yazınını ve kendi edebiyatçısını yetiştirebilmiş, Mehmed Uzun'un dediği gibi  var olmayı başarabilmiştir.

21 Mayıs 2010 Cuma

SÜRGÜNDE YAZMAK

   Her Cuma olduğu gibi yine Radikal’imi aldım ama bu sefer okumak için akşam vakit bulabilmiştim. Kültür-Sanat sayfasında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Mehmed Uzun adına vereceği konferansla ilgili duyuruyu/yazıyı okuduğumda cumartesi için planlarım değişmişti.
   Açılış saat 9.30 daydı ve ben ilk gidenlerden biriydim. Kısa sürede salon dolmuştu ve artık beklenen konferans başlayabilirdi. Açılış konuşmasını İstanbul Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr Jale Parla yaptı. İsveç ve Norveçli edebiyatçılar (aynı zamanda Mehmed Uzun’un yakın arkadaşları) Eugene Schoulgin, Thorvald Steen, Gellert Tamas, Jonas Modig, Maria Modig, Azar Mahloujian(İran kökenli), Per Erik Ljung,Björn Linnell konuşmacılar arasındaydı.Türkiye’den katılan edebiyatçılar ise Muhsin Kızılkaya, Radikal Kitap’tan da tanıdığımız Ömer Türkeş ve Nemciye Alpay,Selim Temo, Şeyhmus Diken’di. Ve konferansın sürpriz bir katılımcısı daha vardı. Türkiye’nin dünya çapındaki önemli yazarlarından Yaşar Kemal. Uzun’u yine yalnız bırakmamıştı.
   Bütün konuşmacılar Uzun’u daha iyi tanımak adına güzel yorumlar yaptılar. Gerek Türk gerekse yabancı bütün edebiyatçılar üzerlerine düşen görevi yerine getirdiler. Oturumlar arasında verilen kahve aralarında edebiyatçıların izleyicilerle aynı ortamı paylaşması, aynı havayı soluması, onların arasına katılıp sohbet etmeleri ortamı daha da bir sıcak yapmıştı.
    Herkesin merakla beklediği Mehmed Uzun’un konuşmasına gelmişti sıra. Herkesin ayakta alkışlayarak sahneye davet ettiği Uzun, kendisinin bu tür konferanslara alışık olmadığını, alıştığı salonların mahkeme salonları olduğuyla başlayarak düşündürdü bizi. Haklıydı da. O bir sürgün yazarıydı. O modern Kürt romanını ,sürgünde, doğup büyüdüğü topraklardan çok uzaklarda bir yerde yarattı. Mehmed Uzun Kürtçe yazdı, İsveççe yazdı, Türkçe yazdı. Farklı dillerin ortak tadını buldu, romanlarını yarattı. Böylece çağdaş Kürt edebiyatının örneklerini de kaleme aldı (Kader Kuyusu,Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık,Yitik Bir Aşkın Gölgesinde,Nar Çiçekleri,Dicle’nin Sürgünleri;Abdal’ın Bir Günü…).
    Her yazarın kendisine örnek aldığı ustaları olduğunu söylüyordu Mehmed Uzun.Ve ekliyor’’Türkiye’den benim ustalarım Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet’tir.Dante benim ustalarımdan biridir.Puşkin yine benim ustalarımdan biridir. Thomas Mann,Cervantes benim ustalarımdır. Bütün bu yazarların ortak bir özelliği var. Hepsi de halkın kullandığı dilden modern bir edebiyat dili yaratmışlardır. Dante’nin İtalyanca için yaptığı budur. Cervantes’in İspanyolca için,Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet’in Türkçe için yaptığı budur.’’Dante,Benjamin ve Auerbach son 5-6 yıldır en fazla ilgilendiği yazarlardı. Mehmed Uzun özellikle Auerbach’tan uzun uzun bahsetti. Auerbach’ın tüm önemli eserlerini sürgünde(İstanbul) yazmasının kendisi için önemli olduğunu vurguladı. Ne de olsa ilk öğretmenleri sürgün yazarlarıydı. Ve tabi kendisi de sürgünde yazmıştı.
    İlaçlarla zor zor 1.5 saat  uyuyabildiği dönemlerde düşünmek için fazlasıyla zamanı olduğunu ve bu zamanlarda ailesini, çocuklarını,yakınlarını düşündüğü gibi yazarlığını,yarattığı ve yaratacağı karakterleri de fazlasıyla düşündüğünü söylüyor.Eserlerinde sürekli ‘’mağlupları’’ yazdığını söylemişti. Ve bir sır vermişti mağluplarla ilgili. İnanıyorum ki bunu da en kısa zamanda gerçekleştirecek.
    Ölümden korkmadığını söylüyordu Mehmed Uzun. Çünkü ölümü fazlasıyla yazmış bir yazarım diyordu. Mehmed Uzun’un verdiği küçük bir sırrı daha paylaşmak istiyorum sizinle.Uzun ‘’ölümsüz olmak istedim’’ demişti bizlere. Ve bunun ölümsüz eserlerle/yapıtlarla mümkün olduğuna ikna olmuştu soğuk Stockholm gecelerinde. Evet Dostoyevski, Tolstoy,Dante,Cervantes nasıl ölümsüz olabilmeyi başardıysa, Mehmed Uzun’da bence bunu başardı.Son olarak Yaşar Kemal’den bir alıntıyla bitirelim’’ Mehmed Uzun bir dilin ilk ustasıdır. Gelecek büyük Kürt romanının, roman dilinin ilk temel taşını koydu. Bu onur onundur. Bu çağda usta bir romana,yeni bir roman diline imza atmak kolay iş değildir. Bu güç işin altından Mehmed Uzun alnının teriyle kalkmıştır…’’

Yolculuk

Daha önce çeşitli yerlerde yayımlanan yazılarımı paylaşmayı istedim. Kendi adıma da bir yolculuk olacak. Nereye geldiğimi görmek iyi bir dönüt sağlayacak. Takip etmek ister misinz=)

28 Mart 2010 Pazar

Birden yanaşmalı iskeleye vapur, birden. Sen farkına bile varmadan...

İnandığı yolda ilerlemeli insan.-Eksik bir şeyler mutlaka olacak- Aynı yolun yolcularıyla doğru zamanda kesişeceğini bilerek yolunun, eksik olduğunu hissettiği şeylere dokunacak, tamamlayacak yapbozun kalan kısımlarını birer birer...

7 Kasım 2009 Cumartesi

SAHİP OL / SAHİP ÇIK !






                                         "Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma,

                              Başkasına yapılmasını istemediğin bir şeyi kendine yapma/yaptırtma !

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

10 Ekim 2009 Cumartesi


4 kişilik bir ekibiz. En azından ben öyle sanıyorum. Proglamlama sürecindeydik bugün. Konuşulanlara eksik kalınan yerlerde katılıyorum. Uygun olan kararlara başımı sallıyorum ya da "hı hı" ile destekliyorum. Bu süreçteki heyecen kalmadı belki de.


Herneyse. 3 kişi masada oturuyoruz. Bayan N. yanımıza geliyor ve 3 kahve söylüyor büfeden bizim masaya. Gelen kahvelerden birini kendi yudumluyor. Geriye iki kahve ve 3 kişi kalıyoruz. Bir süre hiçbirimiz kahvelere dokunmadık. Ben kahve içmeyi sütlü olmazsa sevmem. Gelenler de oyleydi. Kahvelerin birini sağ tarafımdaki, diğerini karşımdaki arkadaşın önüne koyuyorum.


Bilinçaltı olaylarını bilirsiniz, içimizden birinin varlığı hissedilmemiş olabilir orada Bayan N. tarafından. Bayan N. 'nin dalgınlığına geldiğini düşünmeyi istiyorum.


Herkese değer verdiğini hissettirmeli insan, içinde bulunduğu çemberdeki herkese...
Not: Resim photo.net ten alınmıştır.